AHMED
DAVUDOĞLU
580 - 582.
NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu hadisi Buhari
«Kitabu'r-Rikak» da muhtelif lafızlarla muhtelif ravılerden tahric etmiştir.
Müslim onu burada Gurre ve tahcil'e delil olmak üzere zikretmiştir. Yoksa asıl
yeri Havz-ı kevser babında gelecektir.
Havz: Lugatte suyun
toplandığı yerdir. Burada ondan murad ahirette Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'e tahsis buyurulan Havz-ı kevserdır. Nitekim Kevser süresindeki
kevserden muradda bir çok ulemaya göre bu havzdır. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) muhtelif rivayetlerde Havz-ı kevseri ve onun suyunu tarif
buyurmuştur Bunların mecmu'undan
anlaşıldığına göre; Havz-ı kesver son derece büyük olup suyu kar'dan daha
soğuk, sütten daha beyaz baldan daha tatlıdır. Bardakları gökteki yıldızlar
gibidir. Bu havuzun başına evvela Sahib-i Ekremi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
efendimiz geçecek ve takım takım cemaatlar halinde gelen ümmetine ondan
şerbetler sunacaktır. Ondan içmek saadetine eren bahtiyarlar bir daha ebediyyen
susamak nedir bilmeyecekler. Yalnız bir takım insanlar havuza yaklaşmışken ona
varamıyacak araya bir mani konularak ondan içemiyeceklerdir. Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce:
«Ya Rabbİ! Bunlar benim
ümmetimdendir. Buraya gelmekten niçin men ediliyorlar?» diye niyazda bulunacak
fakat kendisine.
«Sen onların senden
sonra çıkardıkları bidatları, modaları bilmezsin.» diye cevap verilecek bu
cevabı alınca Fahr-i Alem: «Öyleyse benden sonra benim yolumu değiştirenler
benden uzak olsunlar.» diyerek havuzunun yanına gelmekten onları hayvan kovar
gibi kovacaktır.
Havz-ı kevseri ispat
eden hadisler ma'nen tevatür derecesini bulmuşlardır. Binaenaleyh müslümanların
Havz-ı kevser'e inanıp itikad etmeleri farzdır.
Hadislerin beyanından
anlaşıldığına göre; Havz-ı kevser cennet kapılarının yanındadır. Ve bu gün halk
edilmiş hazır vaziyettedir. Bir takımları havzun sırattan sonra geldiğini
diğerleri sırattan önce olduğunu söylerler. Sahih kavle göre Havz-ı kevser
ikidir. Biri sırattan önce mahşer yerinde diğeri cennettedir. Bunların
ikisinede Havz-ı kevser denilir.
Havz-ı kevserin bizim
Nebiimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mahsus bir ata-i ilahi
olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Allah Teala Kevser suresinde Nebi-i Ekrem'ine
böyle misli görülmedik bir ihsanda bulunduğunu zikrederek imtinanda
bulunmuştur. Acaba sair Nebilerinde ümmetlerine şerbet sunacakları böyle birer
havzu varmıdır? İmam Tirmizinin Hz. Semura (R.A.)'dan rivayeten tahric ettiği
bir hadisten anlaşıldığına göre; her Nebinin bir havzı vardır. Yalnız mezkur
hadisin mevsul veya mürsel olduğu ihtilaflıdır. Esah kavle göre; o hadis
mürseldir. Maamafih İbni Ebi'd-Dünya'nın sahih senedle tahric ettiği rivayet
mevsuldur. O rivayette: «Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her Nebinin bir havzı vardır. Havzının başında
elinde asası olduğu halde duracak ve ümmetinden tanıdıklarını davet edecektir.
Dikkat edin ki, Nebiler hangisinin ümmeti çoksa onunla İftihar edeceklerdir.
Ben onların içinde ümmeti en çok olmayı pek arzu ederim.» buyurmuşlardır.
Aynı rivayeti Taberani
dahi mevsul ve merfu olarak tahriç etmiştir. Yalnız isnadında bir parça
gevşeklik vardır. Bu rivayetler sahih de olsa Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) yine hiç birine nasip olmayan Havz-ı Kevserle onlardan temayüz
edecektir. Dalalet fırkalarından Haricilerle Mu'tezileden bazıları Havz-ı
Kevseri inkar etmişlerdir. Irak emirlerinden Ubeydullah b. Ziyad'ın da bu
münkirler arasında olduğu rivayet olunur. Mezkur fırkalar Havz-ı kevseri inkar
etmekle dalalete düşmüş selefin icma'ını hiçe saydıktan başka halef ulemanın
mezhebindende ayrılmışlardır. Halbuki; Havz-ı Kevseri ispat eden hadisler
elliden fazla eshab-ı kiram tarafından rivayet olunmuşlardır. Ki Ebu Bekr-i
Sıddık, Hamzatü'bnü Abdilmuttalib, Ebu Sa'id-i Hudri, Abdullah İbni Amr, Sehl
b. Sa'd, Ümmül mu'minin Ümmü Seleme, îbni Mes'ud, Ukbetü'bnü Amîr,
Huzeyfetü'bnü'l-Yeman, Ebu Zerr-i Gıfari, Enes b. Malik, Sevban, Cabir b.
Semura, Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Zeyd. Ebu Ümamete'l-Bahilî, Bera' b. azip,
Esma binti EbiBekr, Havle binti Kays, İbni Abbas, Ka'b b. Ucera, Büreyde,
Ebu'd-Derda', Übey b. Ka'b,.. Üsametü'bnü Zeyd, Zeyd b. Sabit, Hasan b. Ali,
Ebu Bekre ve Havle binti Hakim (Radiyallahu anhum) hazeratı bunlar
arasındadır.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Havz-ı Kevserden kovacağı fırkaların kimler olacağı ulema
arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre; bunlar münafıklarla mürtedlerdir. Çünkü
onlarında evvela mu'minler gibi Gurre ve tahcil ile yani yüzleri ve ayakları
nur içinde haşredilmeleri mümkündür. Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
kendilerini simalarından tanıyacak ve havzının başından kendilerini hayvan
kovar gibi kovarak rezil-i rüsvay edecektir. Diğer bazıları bunlardan murad:
«Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında mu'min olupta sonradan irtidad
edenlerdir. Üzerlerinde abdest eseri olan nuru görünce Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) onları tanıyacak ancak bunların sonradan irtidad ettikleri
kendisine haber verilince onları kovacaktır.» demişlerdir.
Hattabi'nin beyanına
göre ashab-ı Kiramdan irtidad eden olmamıştır irtidad edenler Kaba saba çöl araplarıdır.
Bunların irtidadı meşhur olan ashab-i kirama dokunmaz. Bir takım ulemaya göre
ise bunlardan murad mu'min olarak ölen büyük günah sahipleri ile bid'atları
küfür derecesine varmayan ehl-i bidat'tır. Bu son kavle göre havz'dan
kovulanların cehenneme girecekleri kafi değildir. İhtimalki yaptıklarına bir
ceza olmak üzere Havz-ı Kevserden kovulurlarda sonra Allah Teala onlara rahmet
buyurarak azab etmeden cennetine koyar.
İmam Ebu Amr İbni
Abdilber: «Haricilerle rafiziler ve sair dalalet erbabı gibi dinde bid'at
çıkaran her taife havz-ı kevserden kovulacaktır. Zulümde ileri gidenlerle hak
yiyenler ve irtikab ettikleri büyük günahları aşikare yapanların dahi bu
zümreye dahil olacaklarından korkulur.» diyor.